• Ankara-İstanbul Yol Güncem

    Screen Shot 2015-12-28 at 12.53.53

    Bazı kitapları okudukça okuyasınız gelir. Bir türlü bitirmek istemezsiniz. Her okuyuşta ayrı bir köşesini keşfeder, yeni keşfinizin daha önceki okumalarınızda gözünüze nasıl olup da çarpmadığına hayret edersiniz. Böylesi kitapları öyle derinden okursunuz ki zaman zaman aklınıza düşen bir sahnenin kitaptan mı yoksa yaşadığınız bir anıdan mı olduğunu bir türlü çıkaramazsınız. Okudukça kitabın içinde siz de olmak istersiniz.

    Türkiye’nin en önemli doğacılarından Hikmet Birand’ın artık baskısı olmayan Anadolu Manzaraları benim için bu tür kitaplardan işte… İlk basımının yapıldığı 1999 yılından bu yana her yıl en az birkaç defa okurum. İçine girer, orada kaybolur, içinden çıkınca bu sefer de bahsettiği yerleri bulur oralarda gezinirim… Gezip gördüklerimi de Hikmet Birand’dan ilhamla yazıya dökerim.

    Screen Shot 2015-12-28 at 11.49.13

     

    Geçtiğimiz hafta yaptığım Ankara ziyaretinde bozkırlara sevdalı ve bu sevdasını konuştuğu herkese tatlı tatlı bulaştıran Prof. Dr. Mecit Vural ile derin bir Hikmet Birand sohbeti yapma şansım oldu. Anadolu Manzaraları da haliyle yeniden raftan çıkıp masamın başına kondu.

    Hikmet Birand, kitabın ilk makalesi olan “Yavşan Stepinde Sabah”ta Adana’dan bindiği trenin penceresinden gördüklerini aktarır bize. Sabahın ilk saatlerinde Karaman Ovası’nda olduğunu fark eder ve olağanüstü bir bozkır gözlemine çıkarır okurları. Makalenin özellikle bozkırla ilgili her cümlesi, zihnimde o anı gerçekten yaşamışım gibi işli. Öyle ki beni yolda durdurup içinden bir cümle okusanız, size sanki kendi anımmış gibi anlatmaya devam edebilirim.

    Türkiye’nin doğa tarihine meraklı herkesin okumasını önerdiğim ‘Anadolu Manzaları’nı bu seferki okuyuşumda uzun süredir yapmayı istediğim ‘pencere kenarı yol güncesi tutma’ hayalim canlandı. Birand’ın edebi yazımını taklit edebilme hayalimi bırakalı çok oldu. Yine de ondan ilhamla kısacık gözlemler kaydettim penceremden. Bir gün daha derin, daha edebi yazabilmek dileğiyle…

     

    Ankara-İstanbul Yol Güncem

    Yanımda SumruKuşum’la sabah saatlerinde bindiğimiz otobüsümüzde gözlerim hep penceredeydi ama yerimize yerleşme telaşından Kızılcahamam civarında tutmaya başlayabildim güncemi. Yol boyunca Birand’ın makalesinde hasret kaldığını dile getirdiği “step güneşi“ne, bu güneşin renk verdiği sapsarı “nebat örtüsü“ne doyamadım bir türlü. İşte Kızılcahamam-İstanbul arası kısa kısa notlarım…

    • beyaz kolyeli şahinler sarmış meğer bozkırı. Neredeyse birkaç yüz metrede bir tellerin, ağaçların, toprağın üzerindeydiler. Sakince duranlar, süzülerek fare arayanlar, kargalardan kaçanlar, tepenin üzerindekiler, elimi uzatsam tutacağım yakınlıktakiler…

    Screen Shot 2015-12-28 at 14.52.32

    • sarı-yeşil parlak ökseler ağaçların yaprakları dökülünce kendilerini hemen gösteriverdiler.  Meyvelerini yiyen ardıç kuşlarını da aradı gözlerim ama denk gelemedi. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 14.56.27

    • turuncu likenlerle kaplanmış meşeler bozkır güneşinde nasıl da parlıyorlar hiç farkettiniz mi? Güncemi takip edenler bilir likenlere olan ayrı merakımı. Bana likenleri öğretmeye söz vermiş bir dostum var Bolu’da. Eve dönünce bu sözünü hatırlatmalıyım ona 🙂

    Screen Shot 2015-12-28 at 14.47.52

    • kurumuş fesçitarakları tepelerin üzerinde göğe doğru uzanıyorlar sanki kurumamışlar gibi.  

    Sam Thomas

    • İstanbul’a geleli beri unuttuğum kırağılar, güneş bulutların arasından kendisini gösterene kadar yola eşlik ettiler. Kırağının dokunduğu her dal, her yaprak eminim ki bir sanat şaheseri. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.00.32

    • göknarların üzerinde uçan kuzgunu anlamak için kuyruğuna baktım hemen. Baklava şeklini görünce de mutlu oldum yanılmadığıma. Göknara ulaşmışsak Bolu’ya varmışız demektir di mi?

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.04.55

    • uç tomurcukları kırmızı kavaklar çocukluk arkadaşlarım. İç Anadolu’nun hemen her yerinde dikilirler. Yakında bir yerleşim alanı var kesin. Bu ağaçların uç sürgün renklerini de karşılaştırmak iyi olabilir sanırım. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.23.29

    • bol kıvrımlı meşeler gövde dallanma deseni en güçlü olan ağaçlardan. Bu dallanma desenine göz bir kez alıştı mı uzaklardaki çıplak ağaçların meşe mi gürgen mi olduğunu anlamak işten bile değil. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.29.48

    • meşelik tabanını yeşile çalan orman gülleri sonunda güneşe kavuşmuşlar. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.44.47

    • pürüzsüz gövdeli dik kayınları şimdi bu karışık ormanda kolayca görebiliyorum. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 14.41.59

    • tek tük karaçamlar ve onları kaplamış çam kese böcekleri. Aklıma çam kese böceklerinin ağaçları nasıl sardığına dair komplo teorileri düşüyor. Ne zaman bu böcekleri anlatsam dinleyenler bana hemen komploları sıralar.  

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.49.59

    • sürülmüş toprakta kargalarla nasıl anlaşır çiftçiler? O korkuluklar kimseyi kandıramaz. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.55.49

    • dere kenarlarında su teresi öbeklerini de belirli bir mesafeden görebilmeye başladım. Gözümü doğadaki desenlere alıştırmaya çalışalı beri bunu sanki yapabilir oldum. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.57.30

    • akşam güneşinin kızıla çaldığı sarmaşık yaprakları kendilerini gösterebilecekleri tek mevsimin kış olduğunu bilir gibiler. Sarmışlar ağaçları, mevsime inat pek bırakmak istememişler yapraklarını. 

    Screen Shot 2015-12-28 at 15.59.23

    • karman çorman böğürtlenler yol kenarlarında. Nereyi boş buldularsa oraya sarılmışlar.

    Screen Shot 2015-12-28 at 16.01.33

    • kent içi ve çeperlerinde terselme, puslu ve isli havayı sık görür oldum. Yoksa yaklaştı mı büyük kentler? İzmit, İstanbul? Off ki ne off!

    Screen Shot 2015-12-28 at 16.05.28

    • fundalıklar dedi ki bana: “İstanbul öncesi son çıkış. İyi bak bize, uzunca bir süre sadece beton göreceksin!”

    Screen Shot 2015-12-28 at 16.08.18

    Fotoğraflar için teşekkürler: Şahin – Frank Vassen, Ökse – Martin LaBar, Likenli meşe – Let Ideas Compete, Fesçi tarağı – Sam Thomas, Kırağı – Sean X. Liu, Kuzgun – Sergey Yeliseev, Kavak – Paul Hillman, Meşe – Mark Robinson, Ormangülü – mwms1916, Kayın – Sheila, Çam kese böceği – Sylvia Wrigley, Kargalar – Klasse im Garten, Su teresi – Shellie Gonzales, Sarmaşık – Meg Nicol,  Terselme – Pablo Garcia, Fundalık – Jim Champion

One Responseso far.

  1. Berceste dedi ki:

    Fotoğraflar daha büyük görünseler keşke…
    Yolculuklarda sıkılan çocuklara gelsin bu yazı. Doğayı okumak, gördüklerini araştırmak, ne olduğunu öğrenmek isteyenlere de…
    Teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir